AİLE AKADEMİSİ'NDEN "CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNA YÖNELİK YASA TASARISI"NA İLİŞKİN AÇIKLAMA


AİLE AKADEMİSİ'NDEN "CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNA YÖNELİK YASA TASARISI"NA İLİŞKİN AÇIKLAMA

Cinsel İstismar Suçuna Yönelik Yasa Tasarısı, bir kaç günden bu yana kamuoyunda tartışılmaktadır.  Tasarı, "Çocuklara tecavüze onay", "Tecavüzcüsüyle Evlenme Yasası" gibi başlıklar altında sunularak çarpıtılmakta, maalesef bu manipülasyondan pek çok kurum ve kişi de etkilenmektedir.

Öncelikle konu hakkında bir bilgi eksikliği olduğunu belirtmeliyiz.  Yeni tasarının doğru anlaşılabilmesi için konu hakkında kısaca bilgi verelim.

1.) 1 Ocak 2002 tarihinde pek çok önemli değişikliklerle birlikte yeni medeni kanun yürürlüğe girmiştir.  Yeni Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 17 yaşını doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilmektedir.

2.) 2004 yılında feminist dernekler  TCK (Türk Ceza Kanunu) Kadın Grubunu oluşturmuş ve TCK'daki kimi maddelerin değiştirilmesi için kampanya düzenlemiştir. Bu çabalar karşılık bulmuş ve TCK'nın cinsel istismarla ilgili maddelerinde değişiklik ve düzenlemeler yapılmıştır.  5237 sayılı TCK'nın 103. maddesi şöyle demektedir:

(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Yasa bu haliyle 17 yaş altında evlenmiş kişileri de kapsamına almakta, kocayı "nitelikli cinsel istismar suçu"na dahil etmektedir. 

3. 12 Ekim 2004 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan yeni TCK'nın, yürürlüğe girmesiyle birlikte 17 yaşın altındaki kişilerle yapılan evlilikler (16 yaşında hakim kararıyla evlilik olabilir. 16 yaşın altındaki evllilikler yasal değildir) bu ceza kapsamına alınmış ve kocalara ağır hapis cezaları verilmiştir. Bazı kocalar, evliliklerinin üzerinden 8-10 yıl geçmesine, tarafların ve tarafların ailelerin rızası olmasına, aile çoluk çocuğa karışmış ve evlilik cüzdanlarını almış olmasına rağmen cezalandırılmıştır.

Bu kısa/özet bilgiden sonra bir kaç madde halinde yasa tasarısına ilişkin görüşlerimizi paylaşmak istiyoruz.

1. Bu yasa tasarısını olumlu ve iyi niyetli bir girişim olarak görüyoruz. Tasarının geçmişe dönük mağduriyetleri giderme amaçlı olduğuna, 16.11.2016 tarihinden sonra gerçekleşecek vakaları kapsamadığına dikkat çekiyoruz. 

2. Sosyal medya ve basında yer alan "tecavüz" kavramı zihinlerde yetişkin birisinin, bir çocuğun zorla ırzına geçmesini akla getirmektedir. Bu doğru değildir. Konu küçük yaşta evlenmiş kişilerle ilgilidir. Küçük yaşta evliliğin doğrulu/yanlışlığı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, "tecavüz" olarak adlandırılması neo-liberal/kapitalist kültürün bir tercihidir.

3. Yine de, yasa tasarısının söz konusu olabilecek yan etkileri hukukçular tarafından değerlendirilmelidir.

Konunun daha iyi anlaşılması için aşağıda mağdur olan kadınların basında çıkmış görüşleri yer almaktadır:

***


Müzeyyen Pova:

Benim eşim kime ne yapmış ki. Eşimden çok mutluyum. Daha eşimden bir kötü söz bile duymadım. Benim ışığım söndü. Ben 7 sene ne yaparım. Çocuğuma sünnet düğünü yapacaktım eşimi aldılar. Biz evlendik. Evlendiğimiz an niye o ceza gelmedi de şimdi 8 seneden sonra geldi. 8 yaşında oğlum olmuş, 3 yaşında bir tane daha var. O zaman niye evlendiğimizde atmadılar? Cahillikte çocuğum yokken bekleyeyim eşimi. Erken yaşta evlenmiş olabiliriz ama bu ceza bizi yıktı… [1]

Elmas Güngör:

“Devlet 9 yıl sonra üç çocuğumla bizi ortada bırakarak eşimi değil beni cezalandırdı.” diyerek gözyaşı döktü. Benim kocamın hiç bir suçu yok. Resmi nikahımız da var.” diyen Elmas Güngör, “Madem cezaevine göndereceklerdi, zamanında gönderseydiler, 9 sene önce 2006 yılında kaçtığımız zaman cezaevine koysalardı. Hiç olmazsa 3 tane çocuk olmazdı. Biz de bu halde olmazdık. Bu cezayı devlet Mahmut’a değil, çocuklarıma ve bana verdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘3 tane çocuk yapın’ Biz de onun sözünü dinledik, 3 tane çocuk yaptık. Bu mu olacak onun sonucu?” [2]

Dilek Arıcı:

"Mutlu bir yuvamız vardı. İki tane de çocuğumuz oldu. Madem kocam tutuklanacaktı niye hemen tutuklamadılar. O zaman tutuklansaydı bu ceza eşimi ve beni ilgilendirirdi. Aradan 6 yıl geçmiş evlenip yuva kurmuşuz iki çocuğumuz olmuş. Şimdi verilen bu ceza kime verildi. Beni korumak için eşime mi yoksa eşimle birlikte iki çocuğuma ve bana mı? Karara göre eşim 5 yıldan fazla bir süreyi cezaevinde geçirecek. Biz ne yapacağız. Adaletin beni korumak adına 6 yıl sonra verdiği bu ceza beni koruyamaz aksine daha çok mağdur eder "[3]

Suna Tekeli:

"Onun hiçbir suçu yok, tek suçu evlenmekti. Eşim çocuklarıyla ve benimle mutluydu. Çocuklar her gün babalarını soruyorlar ve ben de 'askerde' diyorum. Bu evlilikten dolayı hiçbir şikâyetçi yok. Annem babam kendi rızalarıyla verdiler. Hiçbir şikâyetçi yokken hâkim ceza verdi ve şu anda boş yere yatmakta" [4]

Gül Akkurt:

“9 sene sonra başımıza böyle bir olay geldi, yakalama emri çıkmış hiçbir haberimiz yok. Çocuğuma okul alışverişi yapmaya gittik babasıyla, orada bir anda yolda gördüler, koluna kelepçeyi vurdular götürdüler. Ne olduğunu anlayamadık. Cezanın çok fazla olduğunu savunan genç gelin “Onların 10 yıl yatması ne demek, mademki onlara ceza verdiler, biz de sevdik, bizim yüzümüzden yatıyorlar, o zaman cezanın yarısını bize versinler, biz de çekelim, biz de yatalım. Biz böyle orta yerde kalacağımıza, çocuklarımız anasız babasız olacağına bizi de kapatsınlar, cezayı biz de çekelim.” [5]

Arife Ayşe Cantekin:

"Eşim benim yüzümden hapis yatıyor. Oysa ben ona gönül rızamla kaçtım, evlendim. Bundan çok mutluyum. Başımıza böyle bir şey geleceğini bilseydik, zaten nişanlı kalır yaşımın dolmasını beklerdik. Zaten resmi nikahımızı 16 yaşıma girer girmez kıydırdık. Ben eşimi seviyorum. Onun hiçbir suçu yok. Hapislerde sürünmesini istemiyorum. Aslında bu cezayı eşime değil, bana ve 2 çocuğuma verdiler. Şu anda o gitti, yok. Ama 2 çocuğumla orta yerde kaldım. 8 sene 4 ay hapis cezasını bana ve çocuklarıma verdiler. Ben devlet büyüklerine ve herkese sesleniyorum. Ne olur beni görenler ellerini vicdanlarına koysun, başlarına yastığa koyarken iki dakika da olsa bu durumumu düşünün. Şu an 5 yaşındaki çocuğum ‘baba’ diye ağlıyor. Diğer çocuğumu da 21 Temmuz’da dünyaya getireceğim. Onun adını ‘Berat’ koyacağım. Lütfen benim eşimin ve 2 çocuğumun beratını verin, yalvarıyorum.

Adalet dediniz, benim mutlu giden yuvamı yıktınız. Şuan ne evim var ne barkım var, ne kocam var ne mutluluğum. Ve ben her gün kapıda ağlıyorum. Her gün çocuğumun yüzüne baktıkça ağlıyorum. 21 Temmuz’da doğuma gireceğim ve bir tane daha çocuğum olacak. Babaları gittikten sonra perişan olduk. Eşim varken hiç olmazsa rızkımızı getiriyordu. Ama şimdi adalet deyip elimden aldınız. Benim çocuklarım aç kaldı haberiniz olsun. Bugün ne olur başınızı yastığa koyarken elinizi de vicdanınıza koyun. 2 dakikada olsa bir düşünün aynı şey başınıza gelseydi ne yapardınız” [6]

Yeşim Rengin Çetin:

"Ben kocama severek kaçtım, beni hiçbir zaman mağdur etmedi. Hatta çocuk sahibi oldum. Ama o cezaevine girince adalet, beni, kızımı, annemi ve babamı mağdur etti. Bana değil bari Melani'ye acısınlar" dedi Ben kocama kaçtım ama beni hiçbir zaman mağdur etmedi. O cezaevine girince adalet beni, kızımı, annemi, babamı da mağdur etti. Bana değil bari Melani'ye acısınlar. Eşim, bir an önce cezaevinden çıksın ki, mutlu yuvamızı, düzenimizi tekrar kuralım" [7]

Emine Karakaya (Eşi Hapse Girince hastalanarak Öldü):

"Aylık 400 TL olan kirayı ödeyemedi. Üç kira birikti. Ev sahibi "çık" deyince, çaresiz evindeki eşyaları yok pahasına sattı. Emine Karakaya, daha sonra, iki çocuğuyla birlikte, pazarcılık yaparak geçinen babasının evine yerleşti. Genç kadın 8 Haziran günü eşini ziyaret için Yenikent Cezaevi'ne gitti. Üzülmesin diye ona dışarıda yaşadığı sıkıntıları söylemiyordu. Duygusal geçen ziyaretin ardından cezaevi kapısında fenalaşan genç kadın yere yığıldı. Emine, yapılan müdahalenin sonrasında eve gönderildi. Dinlenmeye çekildi. Ama kimseyle konuşmuyor, sürekli uyuyordu. Üzüntüden felç geçirdiği, sol tarafının tutmadığı anlaşıldı
Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırılıp tedaviye alınan Emine Karakaya 3 gün önce aniden fenalaştı. Yoğun bakıma kaldırılan kadının beyin ölümü gerçekleşti. Cezaevindeki Levent Karakaya'ya durumu akrabaları anlattı. Önceki gün tutuklu bulunduğu cezaevinden jandarmalar eşliğinde Ankara Numune Hastanesi'ne getirilen genç adam yıkıldı. Levent Karakaya, beyin ölümü gerçekleşen eşini 20 dakika ziyaret etti. Ardından yeniden cezaevine götürüldü"
[8]

Not: Derneğimiz 2013 yılında yaptığı araştırmada konuyu gündeme taşımıştır. (Bkz: Araştırmalar menüsü "Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Dayalı Poliyika Uygulayan ülkelerde Kadın ve Aile: sayfa 56-) 

Ayrıca Aile Politikalarını Takip Komisyonu üyemiz Gülay Öncin konuya ilişkin ayrıntılı bir çalışma yapmıştır. Buraya aktardığımız haberler bu çalışmada yer alan 60 farklı mağdurdan küçük bir kısmını yansıtmaktadır.




[7] Haberin ayrıntısı için:  http://www.yeniasir.com.tr/ucuncusayfa/2013/02/23/bu-ceza-kime-verildi

suna_tekeli.jpg

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim