İstismarın Yapısal Kanalları


Ensar Vakfı'yla ilişkili olduğu öne sürülen evlerde yaşanan meş'um olaydan sonra çocukluğu tüketen ve çocukları yetişkin gösteri dünyasına dahil eden liberal-kapitalist çevrelerin "istismar duyarlılığı" hakkında durmak istiyorum.

***

Johan Galtung (1990) şiddeti doğrudan şiddet, kültürel şiddet ve yapısal şiddet olmak üzere üçe ayırmaktadır. Galtung'a göre doğrudan şiddet, görülebilen şiddettir ve engellenmesi, anlaşılması nispeten daha kolay olan şiddeti ifade eder. Dayak, dövme, öldürme, işkence vb. şiddet biçimleri görülebilen doğrudan şiddettir. Ancak Galtung'a göre asıl önemli olan görülebilen şiddetin altında yatan ve "doğrudan şiddeti" besleyen kanalları fark edebilmektedir. Kültürel ve yapısal kanallar doğrudan şiddeti beslemektedir. Örneğin ırkçılık, fakirlik, toplumsal kaynakların eşitsiz dağılımı şiddeti besleyen yapısal kanallardır. Bu yapısal kanalları var eden sosyo-ekonomik-politik yapının yanında durarak "doğrudan şiddet" karşıtlığı yapmak inandırıcı değildir.

Çocuk istismarı konusunda gösterilen yüzeysel duyarlılığın, bu istismarı var eden yapısal kanalların zemininden seslendiriliyor oluşu derin bir çelişkiye işaret ediyor.  

Reklamlar, TV dizileri, defileler ve online oyunlar aracılığıyla çocukluğu ve çocuk bedenini yetişkin dünyasının hizmetine sunan popüler kültürün diliyle yapılan suçlamalar "istismarı" araçsallaştırmaktan öte bir anlam taşımıyor.

***

Postman (1995) televizyonun icadıyla birlikte yetişkinler ile çocuklar arasındaki farkın ortadan kaldırıldığını; çocukların yetişkinleştirildiğini, yetişkinlerin ise çocuksulaştırıldığını belirtmektedir. Çocuk kıyafetlerini örnek olarak veren Postman, erkek kıyafetleriyle kadın kıyafetlerinin giderek birbirine benzemesinin ötesinde, çocuk kıyafetleriyle yetişkin kıyafetleri arasında da bir farkın kalmadığını ifade etmektedir. Postman 19. yüzyıl İngilteresi'nde madenlerde çalışan çocukların bile günümüzdeki çocuklar kadar yetişkin dünyasını tanımadıklarını söylemektedir.

Çocukları bir yetişkin gibi giydirip, yetişkin davranışları, yetişkin mimikleri, yetişkin makyajı ve yetişkin rolleriyle milyonların önüne çıkaran tüketim sektörünün çocukluk üzerinde yarattığı tahribat göz ardı edilmekte, "çocukyetişkinler" "sevimli/şirin" bir şeymiş gibi sunulabilmektedir. Daha bir kaç ay önce Milliyet Gazetesi'nin "Minik Mankenler Büyüklere Taş çıkarttı" başlığıyla verdiği haber çocuk bedeninin "arzu nesnesi" olarak sunumuna tek örnek değildir. Google ve youtube'dan "çocuk ve moda" yazılarak yapılacak bir arama pek çok küresel ve ulusal şirketin çocuk bedenini nasıl yetişkinleştirdiğinin meş'um örneklerini ortaya koymaktadır.

Koton Kids firmasının "Tarzı Olan Çocuk" ve "Çocuk Kafası Çocuk Modası" sloganıyla bilboardlarda ve TV'de gösterime sunduğu reklamlar "çocuk bedeni istismarı" açısından dramatik bir örnektir.  Reklamda istismarın anne-babalara da alkışlatıyor olması, çocukluğun tüketimine aileleri de destek vermeye çağırmaktadır.

Sabah Gazetesi'nin "Dünyanın En Küçük Mankeni Tartışma Konusu Oldu" başlığıyla verdiği haber 10 yaşındaki Kristina Pimenova'nın Vogue, Cavalli ve Armani gibi dünyaca ünlü markalar için 4 yaşından beri mankenlik yaptığını anlatıyor. Kristina'nın pek çok fotoğrafı eşliğinde sunulan haberin özendirici bir dille yapılmış olmasının altını çizmek gerekiyor. Gazete, "Kristina'nın anne ve babasının bundan rahatsızlık duymadığı" ve "yetişkin mankenler kadar para kazandığı" bilgilerini okuyucusuyla paylaşıyor. Hürriyet ise, Kristina'yı "Takipçi Sayısı 2 Milyonu Aştı" şeklinde haberleştirirken, Milliyet Gazetesi "Dünyanın En Güzel kızı" başlığıyla okuyucusuna sunuyor.

Medyanın çocuk istismarı bugün ciddi bir soruna dönüşmüş olmasına rağmen yeteri kadar gündem edilmemektedir. Medyaya çocuk manken ve çocuk oyuncu sağlayan ajans sektörü çocuk istismarının yapısal kanalları içinde yer almaktadır. Değirmencioğlu (2010) sadece bir ajansa son üç yıl içinde 23 bin çocuğun kayıt yaptırdığını belirtmektedir. Ajansların "çocuk mankenler" ve "çocuk oyuncular" menülerinde yer alan çocukların yaşlarının sıfır yaşından başlaması ve "çocuk mankenlerin" ve "çocuk oyuncuların" tanıtıldığı fotoğraflarda çocuklara verdirilen pozlar ürkütücüdür.

Tekin Yılmaz (2014) "Çocuk İşçiliğinin Yeni Formları: Çocuk Oyuncular" başlıklı makalesinde medya sektöründe çalıştırılan çocukların ağır çalışma koşulları altında çalıştırıldıklarını örnekler üzerinden aktarmakta ve konunun yasal boyutunu tartışmaktadır. Dizi ve reklamlarda oynatılan çocukların sadece eğitim süreçlerinin değil, psikolojilerinin de çalışma koşullarından olumsuz etkilendiğini vurgulayan Tekin Yılmaz, çocukların setlerde gün içinde 15-16 saat bekletilebildiğini aktarmaktadır. Çocuğu 5 yaşlarındayken reklam filminde oynatılan Betül Hanım yaşadıklarını şöyle aktarıyor:

?Çalışma saatleri var, sekiz saatmiş galiba. Şimdi biz sabah 9:00?da, 10:00?da orada olduk, gece saat 1:00?de zor çıktık çekimden. Belirli bir saate kadar ?. da aslında işine çok sadık davrandı orada. Dediler ki siz istiyorsanız uyutun ya da herhangi bir şey, daha sonra devam edilecek. Set değişecekti herhalde. Şimdi kalktılar orda yani tekrar bir şey kuruldu. Kaldırıldı, ahşaplar kesildi, bayağı bir işlem yapıldı, çok uzun sürdü. Sonra birlikte oynadığı diğer oyuncunun sahnelerini çektiler. Ne olabilirdi? Bunu iki güne yayabilirlerdi. Bir günde değil de iki günde çekselerdi eğer, ne bu çocuk yorulurdu, ne hevesi kırılırdı. İlk başta çok güzel başladı. Yani akşam saat 8:00?e kadar falan çok iyiydi. Sabah 9:00?da gitmişiz oraya, bütün gün uyumadan. Başta geliyordu ben hazırım hadi başlayın falan diyordu, çok güzeldi. Herkes hasta oldu, herkes bayıldı, çok sevdiler. Ama çocuğun bütün hevesi kırıldı orada. Gece 1:00?de ya, zor çıktık. Aldıkları ayakkabı ayaklarını artık acıtmaya başladı, ağlıyordu ayaklarım acıyor diye. Sonra bir çıkarttım ki ayakkabıyı ayağından, ayakları davul olmuştu artık. Çıkarttım aralarda tabi, ama yorgunluk tabi. Orda ben dayanamadım, ben bayıldım ki; çocuk nasıl dayansın o kadar saat boyunca.?

Burada önemli olan nokta çocukların çalıştırılmasının BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü)  ve 4857 sayılı İş Kanunu'na göre yasak olmasına rağmen, medyadaki çocuk istismarına/çocuk işçiliğine göz yumuluyor olmasıdır. ILO'nun 183 no'lu sözleşmesinin çocukların sinema, televizyon filmlerinde "oyuncu", defilelerde "manken" olarak kullanılmasını, belirli şartlar altında ülkelerin kendi iç yasalarına bırakarak yumuşatmış olması da ayrıca tartışılmayı gerekli kılmaktadır.

***

Neo-liberal kapitalist kültür, tüketimi kutsal kabul etmektedir. Bu bakış açısına göre her şey tüketimin konusu olabilir; kadın ve erkek bedeni arasında bir fark gözetmediği gibi, çocuk ve yetişkin bedeni arasında da bir fark gözetmemektedir. Neo-liberal kapitalist kültür, başörtüsü örneği üzerinden tanık olduğumuz gibi, dinî olan-olmayan ayrımını da önemsememektedir. Bir şeyin satılabiliyor olması mümkünse; satılabilir hale getirilmesi mümkünse o şeyin legal bir zeminde tüketime sunulduğunu görebiliriz. Neo-liberal kapitalist kültür bizim sorun olarak baktığımız bir şeye "satışa uygun mu" diye bakmaktadır. Bu sebeple şiddet satılabilir bir şeyse sınırsız bir şekilde ama farklı katmanlarda legalize edilerek satışa sunulacaktır. Şehvet için de aynı şey geçerlidir.  Şiddetin ya da şehvetin legal tüketim zeminlerinden illegal tüketim katmanlarına doğru indikçe kuralsızlaşacağı/sınırsızlaşacağı açıktır. İllegal tüketim katmanlarındaki dram açığa çıktığında, bu katmanların legal zeminlerden beslendiğini görmezden gelmek, yaşadığımız felaketleri yüzeysel tepkilerle geçiştirmek, bu sorunları var eden yapısal kanallarla yüzleşme cesaretini gösterememek anlamına gelmektedir. Neoliberal kapitalist kültürün illegal tüketim katmanlarındaki talebi zamanla legal zeminlere çıkarma yollarını arayacağını; alkol, uyuşturucu, fuhuş ve kumar gibi daha önceden illegal katmanlarda tüketilen problemlerin bugün legal zeminlerde sunuluyor olmasını unutmamak gerekir.

Kaynaklar:

Tekin Yılmaz, T. (2014),  Çocuk İşçiliğinin Yeni Formları: Çocuk Oyuncular, Çalışma ve Toplum, 2014/1

Postman, N. (1995), Çocukluğun Yok Oluşu, Ankara: İmge Yayınları.      

Galtung, J. (1990). Cultural violence. Journal of Peace Research, 27 (3), 291-305

www.aileakademisi.org

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Bu site’de yer alan bilgiler kaynak gösterilerek kullanılabilir. 
Eposta: info@aileakademisi.org  
Aile Akademisi© 2011
Tasarım:Baydar Bilişim